01 Şubat 2009 Pazar

General Harrington Kupası

Fenerbahçe’yi bir türlü yenemeyen işgal orduları başkomutanı General Harrington, 2 Ekim 1923’te İstanbul’u ebedi olarak terk etmeden birkaç dakika önce Dolmabahçe rıhtımında yapılan tahliye töreninde T.B.M.M Hükümeti İstanbul Komutanı Selahattin Adil Paşa ile birlikte...

General Harrington Kupası
Fenerbahçe’nin işgal kuvvetlerine karşı en büyük zaferlerinden biri de “General Harington Kupası” maçıdır. Maç 29 Haziran 1923 günü, Taksim Stadı’nda çok büyük bir seyirci topluluğu önünde oynanmıştı.

Düşünsenize; bir sabah uyandığınızda hiç tanımadığınız, belki üniformasını daha önce hiç görmediğiniz, başka başka diller konuşan bir sürü silahlı adam köşe başlarını tutmuş, ordunuzun silahlarına el koymuş, kirli çizmeleriyle o kutsal topraklarınızı çiğniyor...

O sabah güneş daha bir donuk asılmış gökyüzüne. İşte İstanbul böyle uyandı bir kasım sabahı. Limni adasının Mondros limanında “Agamemnon” İngiliz zırhlısında Amiral Galthorp ile 30 Ekim 1918 Çarşamba günü imzalanan ünlü “Mondros Mütarekesini” takiben, düşman donanması; sisli ve yağmurlu bir 13 Kasım günü İstanbul’a giriyor ve tarihimizin o acı mütareke dönemi başlıyordu... Bu perişan dönemi, 16 ay sonra emniyet tedbiri bahanesiyle, daha da acı bir olay, İstanbul’un bizzat işgali etti. 18 Mart 1920 Pazartesi sabahı Şehzadebaşı’nda masum Türk erlerini uyurken süngü ile şehit edenler, bu işgalin gerçek amacını, daha ilk sabahında, bütün dünyaya ilan ediyordu...

Yaşanan bu korkunç kargaşanın başlangıcından itibaren Türk gençleri işgal kuvvetleri ile spor, özellikle de futbol sahalarında büyük bir rekabete girişmişti. İşte Fenerbahçe’de, bu her sınıftan düşman birlikleri içinde pek çok tanınmış futbolcusu bulunan, İngiltere ve Fransa liglerinin hemen hemen en ünlü takımlarında forma giymiş futbolculardan oluşan birbirinden güçlü takımlarla maçlar yapmış ve oynadığı 50 maçın 41’ini kazanıp, 4’ünde berabere kalarak işgal altında bezmiş, ezilmiş Türk halkının yüreğinde bir nebze olsun teselli ve umut tohumları yeşertmişti.

Fenerbahçe’nin işgal kuvvetlerine karşı en büyük zaferlerinden biri de “General Harington Kupası” maçıdır. İşgal Orduları Başkomutanlığı, Fenerbahçe kulübüne karşı özel bir kin duymaktaydı. Çünkü Fenerbahçe takımı yalnız işgal kuvvetlerine mensup takımları peş peşe yenerek halkın milli duygularını şahlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda düşman açısından “hayli zararlı” faaliyetlerde de bulunuyordu.

İstanbul işgal altındayken Fenerbahçeliler, Kurbağalıdere kenarında kulüp binasının önündeki iskeleye yanaşan motorlarla Anadolu’ya silah kaçırmaktaydılar. Fenerbahçe kulübünün kayıkhanesi bir silah ve cephane deposu haline getirilmişti. Geceleri gizlice bu kayıkhanenin önündeki ahşap iskeleye yanaşan motorlar buradan yüklenip, gizlice Moda koyuna açılıyor, oradan İzmit’e geçerek Anadolu’ya silah ve cephane götürüyorlardı. Fenerbahçe kulübünün bu “zararlı(!) faaliyeti” İşgal Orduları Başkomutanlığı tarafından haber alınmış, ancak bunun farkına varan Fenerbahçeliler kayıkhaneyi derhal boşaltarak cephaneyi çevredeki üye ve sporcu evlerine taşımışlardı. Kulübü basan işgal kuvvetleri birlikleri ortada delil bulamamışlardı. Ancak yine de Başkomutanlık tarafından Fenerbahçe kulübüne süngülü bir müfreze bırakılmış ve Fenerbahçe kulüp binası haftalarca işgal altında tutulmuştu.

General Harrington Kupası maçında Fenerbahçe’yi zafere ulaştıran o inanılmaz golde Zeki Rıza’nın şutu İngiliz ağlarını havalandırmak üzere. (29 Haziran 1923)

Tüm çabalara rağmen bir şey elde edememiş olmak, işgal ordularının İngiliz Başkomutanı General Harrington’u oldukça öfkelendirmekteydi. Fenerbahçe’ye; hiç olmazsa futbol sahasında acı bir darbe indirebilmek için elinden geleni yapmaktan geri kalmamıştı. Başkomutan Harrington amacına ulaşabilmek için ortaya altın madalyalar konulmuş bir turnuva düzenlenmiş ve turnuva sonunda üç takım ön plana çıkmıştı: Irish Guards, Grenadiers Guards ve Goldstream Guards...

Bu üç takımın en seçkin elemanları sıkı bir çalışmaya tabi tutulmuştu. Bu arada Cebelitarık ve Mısır’daki İngiliz askeri kuvvetlerinden, hepsi de profesyonel birer futbolcu olan dört önemli oyuncu getirtmiş ve adeta bir “İngiltere Milli Takımı” oluşturmuştu. Hedef o kadar büyüktü ki, ortaya konan bir metreye yakın, gümüş işlemeli kupa Başkomutan “General Harrington” adını taşıyordu. “Goldstream Guards” adı altında oluşan bu takım özel şekilde kampa alınarak sıkı bir çalışmaya tabi tutulmuştu. Ve bundan sonra General Harrington tarafından İstanbul gazetelerine şöyle bir ilan verilmişti:

“Gardler Muhteliti Türk kulüplerine meydan okuyor. Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler.”

Fenerbahçeliler bu meydan okumanın direkt olarak kendilerini hedef aldığını hemen anlamışlardı. Ve yine gazeteler aracılığı ile hemen gereken cevabı vermişlerdi:

“Fenerbahçe Kulübü yalnız kendi kadrosuyla bu maçı şartsız olarak kabul eder.”

İstanbul’da büyük bir heyecan uyandıran bu maç 29 Haziran 1923 günü, Taksim Stadı’nda çok büyük bir seyirci topluluğu önünde oynanmıştı. Bu maçı izlemek üzere “Iron Duck Zırhlısı” ile özel olarak gelen Malta Valisi Lord Plummer’de İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington’la birlikte şeref köşesindeki yerini almıştı. Şeref köşesinin önündeki masanın üzerinde de maçın galibine verilecek olan “General Harrington Kupası” duruyordu.

Fenerbahçe bu tarihi maça, hiç gol yemeden İstanbul şampiyonluğunu kazanan şu ünlü kadrosuyla çıktı:
Şekip Kulaksızoğlu- Hasan Kamil Sporel, Cafer Çağatay- Kadri, İsmet, Fahir- Sabih, Alaeddin Baydar, Zeki Rıza Sporel, Ömer Tanyeri, Bedri Gürsoy.
General Harrington Kupası maçında Fenerbahçe’yi zafere ulaştıran o inanılmaz golde Zeki Rıza’nın şutu İngiliz ağlarını havalandırmak üzere. (29 Haziran 1923) Büyük bir çekişme içinde başlayan ve hep aynı çekişmeyle geçen maçın ilk yarısını 1-0 yenik kapatan Fenerbahçe, ikinci yarıda coşmuş ve klasik futbolunu ortaya koymaya başlamıştı. 60. dakikada Zeki Rıza’nın golüyle beraberliği yakalayan Sarı-Lacivertli takım bundan sonra daha da açılmıştı. 74. dakikada yine Zeki Rıza (Sporel) çok sert bir şutla Fenerbahçe’yi galip duruma yükseltmiş ve bundan sonra oyunda Sarı-Lacivertli takımın baskısı daha da artmıştı ve Fenerbahçe, güçlü rakibini eze eze yenmişti bu tarihi maçta. Maçtan sonra işgal orduları Başkomutanı General Harrington, adını taşıyan bu büyük gümüş kupayı Fenerbahçe takımı kaptanı Hasan Kamil Sporel’e verirken Taksim Stadı’nda fesler havada uçuşuyor ve yer yerinden oynuyordu adeta.

Fenerbahçeli futbolcular, ellerinde General Harrington Kupası olduğu halde seyircilerin omuzları üzerinde stattan çıkarılmışlar ve Beyoğlu caddelerinde, büyük sevgi gösterileri arasında dolaştırılmışlardı.

Bu galibiyet, milli bir zafer etkisi uyandırmıştı. Nitekim maç gecesi Lozan Konferansı’nda bulunan Türk Heyetine de bu galibiyet haberi ulaştığında heyet başkanı İsmet Paşa tarafından Fenerbahçe kulübüne; “Heyetimiz namına hepinizi meserretle tebrik eder, gözlerinizden öperim.” diye bir kutlama telgrafı gönderilmişti.(Cem ERTUĞRUL -NTV-MSNBC)

Fenerbahçe Spor Kulübü Tüzüğü

Fenerbahçe Spor Kulübü Tüzüğünü indirmek için lütfen tıklayınız.

Fenerbahçemizin Tesisleri

FENERBAHÇE ŞÜKRÜ SARACOĞLU STADYUMU
50.530 oturma kapasiteli stadyum, son inşa edilen Fenerium Tribünü ile 2006 yılının Nisan ayında tamamlanarak hizmete girdi. Teknolojinin tüm yeniliklerinin kullanıldığı stadyum, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’daki bir çok stadyumdan modern donanıma sahip olarak dünya stadyumlarının yanında yerini aldı.
Telefon : 0216- 449 56 67



FARUK ILGAZ TESİSLERİ
Fenerbahçe Spor Kulübünün sosyal tesisleri olarak 15.05.1969’da açıldı. Daha sonra, Aziz Yıldırım’ın başkanlığı döneminde yeniden inşa edildi ve 21 Ocak 2004 yılında yeni ve çağdaş haliyle hizmete girdi.
Telefon : 0216- 550 1907



SAMANDIRA TESİSLERİ
1997 yılında başlayan inşaat, Aziz Yıldırım’ın başkanlık dönemi içerisinde, 2000 yılında tamamlanarak, modern görünümü ve çağdaş altyapısı ile hizmete girdi.
Telefon : 0216- 311 62 25




MERKEZ YÖNETİM BİNASI
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yönetildiği Fenerbahçe Adası’ndaki Kulüp Merkez Binası, 24.04.1996’da açıldı. 05.06.2006 tarihine kadar kulübümüz buradan yönetildi. 05.06.2006 tarihinde tüm idari birimler Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumundaki yeni merkezine taşındı.
Telefon : 0216 542 1907


DEREAĞZI METİN AŞIK KAMP TESİSLERİ
1989 tarihinde hizmete girdi. 2003 yılında mevcut saha suni çim ile kaplandı ve tartan pist hizmete girdi.
Telefon : 0216 418 33 07





ALTYAPI TESİSLERİ
1999 yılında hizmete girdi. Özellikle Futbol Altyapısı ile ilgili kamp merkezi yemekhaneleri ve idari birimleri ile modern görüntüye kavuştu.
Telefon : 0216- 418 33 07


KAPALI SPOR SALONU
(Basketbol ve Voleybol)
Münir Nurettin Selçuk Caddesi Kızıltoprak adresinde 24.02.2001’de yeniden düzenleme yapılarak hizmete açıldı. İlk açılış yılı 1982.
Telefon : 0216- 347 84 38




FİKİRTEPE TESİSLERİ
Yumurtacı Abdi Bey Caddesi, Kadıköy adresinde faaliyet gösteren Fikirtepe Tesislerimiz Altyapı ve Futbol okullarına ağırlıklı olarak hizmet veriyor 01.07.1998’de açıldı.
Telefon : 0216- 0216 565 54 21 - 26


KAYIŞDAĞI TESİSLERİ VE FENERBAHÇE KOLEJİ
Fenerbahçe Eğitim Kurumları. Uslu Caddesi Yunus Sokak No.1 Kayışdağı adresinde 30.01.1995’te açıldı. Ana, İlköğretim okulu ve Lise eğitiminde kısa sürede kendisine iyi bir yer edinen kolejimizde ayrıca altyapı ve futbol okullarımız için çim saha bulunuyor.
Telefon : 0216 - 466 62 00



VEFA KÜÇÜK KAPALI YÜZME HAVUZU
Fenerbahçe Adasında 16.07.1999’da açıldı. Yüzme Şubesi tarafından kullanılan Kapalı Spor Salonumuzda sabah 06.00’dan itibaren çalışmalar başlıyor. Havuzun alt bölümünde büyük bir galeri bulunuyor.
Telefon : 0216 345 05 35




TAM OLİMPİK AÇIK YÜZME HAVUZU
Fenerbahçe Adasında 2004 yılında hizmete giren tam olimpik açık yüzme havuzumuz, son teknoloji ile üretilen yeni bir panel sistemi ile su içinde iki bölüme ayrılabiliyor.. Yüzme Şubesi ve yaz aylarında üyelerimiz tarafından kullanılması da düşünülen havuzun alt bölümünde şubemiz için bir kamp merkezi bulunuyor.
Telefon : 0216 345 05 35




FENERBAHÇE TODORİ TESİSLERİ
Fener Kalamış Cad. No: 46 Kalamış /Kadıköy adresinde faaliyet gösteren Todori tesislerimiz 2005 yılında hizmete girdi.
Kalamış Todori Tesisleri öğlen saat 12’de servise başlayıp gece yarısına kadar hizmet vermektedir.
Rezervasyon için Telefon : 0216 450 20 44 - 45

Mehmet Şükrü Saracoğlu

Kulübümüze 17 yıl boyunca Başkan olarak hizmet veren eski başbakan ve bakanlarımızdan Şükrü Saracoğlu’nu, oğlu Yılmaz Saracoğlu tarafından derlenen ve hakkında basında çıkan yazılardan bazılarının yer aldığı "Şükrü Saracoğlu ve Dönemi" isimli kitap ve çeşitli kaynaklardan bir derleme hazırladık.

Bugünkü stadımıza 22 Temmuz 1998 yılında alınan Yönetim Kurulu kararı ile ismini veren, Kulübümüz’de en uzun süre başkanlık yapmış kişi olan rahmetli Şükrü Saracoğlu’nu, bir kez daha sevgi, saygı, şükran ve rahmetle anıyoruz.

MEHMET ŞÜKRÜ SARACOĞLU

Şükrü Saracoğlu

Mehmet Şükrü Saracoğlu, siyaset ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Başbakanı. 1887 yılında Ödemiş’te doğdu. Mülkiye Mektebi’ni (1909) bitirdikten sonra İzmir liselerinde öğretmenlik yaptı. Birinci Dünya Savaşı yılarında Cenevre Siyasal Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. İkinci dönem çalışmalarına başlayan T.B.M.M.’ye, İzmir milletvekili olarak katılan Mehmet Şükrü Bey, Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanı (1924-1925) oldu.

1926’da da Türk ve Yunan halklarının değiştirilmesi amacıyla kurulan Muhtelit Mübadele Komisyonuna Türk delegasyonu olarak seçildi. Dördüncü ve Beşinci İnönü hükümetlerinde Maliye Bakanlığına (1927-1930) getirilen Şükrü Bey, henüz kalkınma programının oluşturulamadığı bu dönemde, Türk ekonomisinin ancak köyden başlatılacak reform çalışmalarıyla kalkınabileceğini ileri sürdü. Bunun yanı sıra memur sınıfının sorunlarına eğilerek personel ve emeklilik kanunlarını yürürlüğe koydu. İktisadi alanda yaptığı işlerden biri de, yabancı bankaların elinde iç ve dış ticaret mevsimlerine göre düşürülen, Türk parasının değerinin korunmasını sağlamasıydı. Bu amaçla Merkez Bankasını kurdu (1930). Aynı yıl sağlığı nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalınca, Türkiye’nin iktisadi sorunları üstüne inceleme ve araştırma yapmak üzere A.B.D.’ye gönderildi (1931). Dönüşünde Türk Pamuk Sanayii’nin temellerini atan bir rapor hazırladı. 1932’de Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarıyla ilgili sorunları çözümlemek üzere Paris’te yapılan görüşmelerde Türkiye’yi temsil etti ve 1933 antlaşmasını imzaladı.

Adalet Bakanlığı (1933-1939) yıllarında, Yargıç ve Avukatlar Kanunu’nu, Suçüstü, İcra-İflas Kanunları’nı yürürlüğe koyması, iş esasına dayanan cezaevleri kuruluş yasalarını uygulamaya sokarak, bu amaca dayalı İmralı cezaevini kurması önemli girişimleri arasındaydı. Saraçoğlu’nun en önemli görevi, İkinci Bayar hükümetinde (1938-1939) ve Saydam Hükümetlerinde (1939-1942) Dışişleri Bakanlığı oldu. 1942’de hükümeti kurmakla görevlendirildikten sonra da (1942-1946) zaman zaman Dışişleri Bakanlığını üzerine almak zorunda kaldı.

1940’ta İngiliz ve Fransız’ların, Türkiye’yi İtalya’ya karşı savaşa sokma isteklerini reddetti. 1948’de T.B.M.M. başkanlığına seçilen Saraçoğlu 1950’den sonra siyasi hayattan çekildi. 1953 yılında İstanbul’da öldü.

Fenerbahçe Müzesi

Türkiye'nin Kupa Rekortmeni

Fenerbahçe Spor Kulübü, kupa konusunda, rakiplerine büyük üstünlük sağlamıştır. Halen faal olan spor dalları dışında, artık yapılmamakta olanlarda da bir çok şampiyonluklar ve kupalar kazanmıştır. Kurtuluş Savaşımız sırasında, işgal kuvvetlerinden oluşan ekiplerle de sık sık karşılaşan Futbol Takımımız, aldığı galibiyetlerle, Türk halkına moral vermiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımının, halen kırılamamış bir çok rekoru bulunmaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başarıları yalnızca futbolla sınırlı değildir. Olimpiyatlarda, güreş dışında alınan ilk altın madalya da, Fenerbahçeli bir atlet olan Ruhi Sarıalp'ten gelmiştir. Atletizm dalında takım halinde Avrupa Şampiyonu olan tek kulüp Fenerbahçe'dir.


FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ MÜZESİ

Önce tarihi olmak, sonra bu tarihe sahip çıkmak, ve nihayet bu tarihi kültüre dönüştürerek onu yarınlara aktarma çabası içinde bulunmak, her kuruluşa nasip olacak bir övgü değildir. İşte; Fenerbahçe Spor Kulübü, sayısız zaferlerle ve sayısız gururlarla dolu olan şanlı kulüplerinin tarihlerini, dünyanın sayılı spor müzelerinden birini kurabilme becerisi içinde yılların ötesine en yakışır bir biçimde taşınmalarını gerçekleştirmiş, yeni müzesini ise önce tarihe, sonra da değerli spor ve sanatseverlere kazandırmıştır.

Başlangıcımız olan 1899 yılından beri, ne mutlu bu şanlı kulüp için kanını canını, hizmetini terini vermiş tüm o şehitlere, sportmenlere, insanlara ki; böylesi bir kulübün müzesi şeklindeki geleceğe açılacak mabedinde ölümsüzleşeceklerdir. Ve de yine ne mutlu bu mabedi gezecek olan tüm insanlara ki; bir tarihin içinde böylesi gururlarla dolu bir kulübe sahip olmalarındaki haz ile şerefleneceklerdir...

Tarih; "Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi" sayesinde, bu kulübün geçmişi ve geleceği ile övünecek her Fenerbahçe'liye, bu gururlarını ilelebet yaşatma şansını veren Sayın Başkan Aziz Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyeleri'ni her dem şükranla anacaktır.

Müzenin Yeri ve Bölümleri;
Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu Maraton Tribünü alt tarafında bulunan Fenerium'un karşı salonunda, 980 m2lik bölümde yer alan Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi'nde, şu bölümler bulunmaktadır;
1.......Dünya'da futbolun doğuşu ile ilgili özet dokümanların sunulduğu bir bölüm,
2.......Fenerbahçe Spor Kulubü'nün, 1907 yılında Nurizade Ziya Bey başkanlığındaki üç kurucu üyemiz tarafından ilk kuruluş toplantısının gerçekleştirildiği ve mumyalarıyla canlandırıldığı odanın, döneminin eşyaları ile sunulduğu bölüm,
3..... Fenerbahçe Spor Kulübü'nün, 1899 tarihindeki "Black Stocking" ismi altında kuruluş teşebbüsü dahil, günümüze değin her dönemde kullandığı formalar, çoraplar, futbol ayakkabıları, vs. giysi çeşitleri ve meşin topların sergilendiği bölümler,
4..... Atamızın 3 Mayıs 1928 günü kulübümüzü ziyaretinin ve kulüp şeref defterini imzalama anının (mumyalı olarak) canlandırıldığı bölüm,
5…. İşgal dönemi sırasında Kurbalıdere'deki lokalimizden, cepheye silah kaçırılma anının mumyalarla canlandırdığı bölüm,
6….İşgal yıllarında, İşgal Kuvvetleri'ne karşı kazanılmış olan ve "Milliyetçi Karşı Çıkış Harekatı"nın ilk simgesi niteliğindeki "Harrington Kupası"nın, İşgal Orduları ile yapılan futbol müsabakalarının orijinal fotoğrafları eşliğinde sergilendiği özel bölüm,
7....Fenerbahçe Spor Kulubü'nün, yeni bulunmuş olan (1329/1913 ve 1339/1923 ) ilk iki nizamnamesinin asılları ile, Osmanlıca'dan günümüz Türkçesine çevirilerinin sergilendiği özel bölüm,
8... Kuruluştan itibaren kulübümüzün tüm branşlarındaki başarılarını simgeleyen kupaların, şiltlerin ve özel madalyaların sergilendiği bölümler,
10… Fenerbahçe Spor Kulübü'nün kuruluşundan itibaren bulunmuş, belgelerin, beratların, eski üye kartlarının, eski lisansların ve eski müsabakalardan fotoğrafların tarihsel bir sıra içinde sergilendiği bölümler,
11… Fenerbahçe Spor Kulübü ile ilgili, gerek kulüp özel arşivinde yer almış ve gerekse de isimleri altlarında yazılı özel kişiler tarafından bağışlanmış eski maç biletleri, eski kulüp piyango biletleri, ve sair ephemeral materyallerin sunulduğu bölümler,
12.....Union Club Sahası'ndan Şükrü Saraçoğlu Stadyomu'na kadar, stadın evrelerinin fotoğraf ve maket ile sunulduğu bölüm,
13….Eski maç ve gösterilerden filmlerin devamlı olarak sunulduğu "Sinema Odası"
14..... Kulüp tarihi ile ilgili bilgileri içeren kitapların yer aldığı, "Arşiv ve Kütüphane Bölümü" (Bilgisayar ağı eşliğindeki istatistiki bilgilerin sunulabilmesi için çalışmalar devam etmektedir)

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ MÜZESİ'NDEN ÇAĞRI:
Yıllar boyunca kazanılmış, terlerle, kanlarla, gözyaşlarıyla sulanmış bu gurur tablolarının yine yılların ötesine en yakışır biçimde taşımak bizlerin önce görevi sonra da onları kazandıranlara karşı da kutsal borcudur. İşte bu noktada, Fenerbahçe Spor Kulübü'ne gönül vermiş olan bizlerin, de yarınlara karşı olan görevi başlamakta, kendimizin veya tanıdığımız kişi ya da kuruluşların, ellerinde bulunan spor alanında kazanılmış kupa, şilt, madalya, plaket, rozet, fotoğraf, bilet basılı eser ve sair hatıra mahiyetinde her türlü dokümanları, kulübümüze kısa zamanda ulaştırmaları hususunda yardımları gerekmektedir. Müzemizde, belgelerin altında isimleri ile yer alacak olan bu arşiv sahipleri, yaptıkları bu hizmet ile tarihimize ışık tutacaklarının yanı sıra, başka kişilere de örnek olmaları bakımından yarınlarda hayırla anılacaklardır. Saygılarımızla…

Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu
Tarih, Arşiv ve Müze Kurulu Başkanı
(Müracaat : Fenerbahçe Müzesi 0216 /4495667' 2028)


Futbol Şampiyonlukları

Futbolda, Türkiye'nin en çok kupa kazanan kulübü Fenerbahçe'dir. Takımımız, eski adıyla Türkiye Birinci Ligi, yeni adıyla Birinci Süper Lig'de 17 kez şampiyonluk sevincini yaşamıştır. Kupalarının arasında 17 İstanbul Ligi, 12 TSYD, 6 Milli Küme, 4 İstanbul Şildi, 1 İstanbul Kupası, 3 Türkiye Futbol Şampiyonası, 1 Spor-Toto, 4 Donanma, 8 Başbakanlık, 4 Türkiye, 2 Atatürk, 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası bulunmaktadır.

Fenerbahçe Kulübüne Üyelik

Değerli Taraftarımız,

Kulübümüze üye olmak için gereken detaylı her türlü bilgiyi 0 216 542 19 39 numaralı telefondan alabilirsiniz. Sizlere üyelikle ilgili fikir vermesi açısından aşağıdaki bilgiler dikkatinize sunulmuştur.

Saygılarımızla,

Üyelik için gereken belgeler;

Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. Noter tasdikli nüfus cüzdan sureti
Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. Noter tasdikli imza beyannamesi
3 Adet vesikalık resim
Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. Adli sicil belgesi (son altı ay içinde alınmış)

Üyelik için ayrıca;

Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. En az iki asıl üyenin referansı,
Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. 18 yaşından büyük olmak,
Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. Başka bir spor kulübüne üye olunmaması gerekmektedir.
Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. Dernekler kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrasının 2 ve 3 numaralı bentlerinde sayılan kimseler, hiçbir zaman kulüp üyesi olamazlar.
Üyelik başvuru formları, kulübümüzden 1YTL bedeli ödenerek elden temin edilebilir.

Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. Dışarıdan : 10.000 YTL.
Üye Eş ve çocuk : 2.000 YTL. (Üye çocuklarının 30 yaşını doldurmamış olması ve ayrıca kulüp üyemizin enaz on yıllık üye olması gerekmektedir.)
Amatör Sporcu : 1.000 YTL. (Kulübümüzde en az 5 yıl faal spor yapmış, en az on resmi müsabakaya katılmış, faal sporu kulübümüzde bıraktığı tarihten itibaren üç yıl içerisinde başvurmuş olmak gerekmektedir.)


Resimleri yüklemek için burayı tıklatın. Gizliliğinizi korumak için Outlook, bu resmin Internet’ten otomatik olarak yüklenmesini engelledi. 25 yıllık üyelerimiz Yüksek Divan Genel Kurul Üyesi olmaya hak kazanırlar.

Üyelik Dökümanları

Not: Giriş aidati dönemsel olarak değişebilmektedir. Lütfen Kulübümüzü arayarak, giriş aidat tutarını teyid ediniz.

Fenerbahçe Başkanları


Fenerbahçe ve Atatürk

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Fenerbahçeli’ydi. Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi Kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi: "Burada üçe üçüz... Çünkü ben de Fenerbahçeliyim!"

5 Haziran 1932’de Kulübümüzün Kuşdili’ndeki binası yanınca, ilk bağış yine Büyük Önderimiz’den geldi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kulübümüzü ziyareti sırasında, hatıra defterimize yazdığı satırlar şöyledir;

"Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."

Fenerbahçe Yönetimi


AZİZ YILDIRIM - BAŞKAN
Doğum Yeri ve Tarihi :
Diyarbakır, 02.11.1952
Öğrenim Durumu : A.D.M.M. Akademisi İnşaat Mühendisliği Bölümü
Mesleği/İşi : İnşaat Mühendisi / Müteahhit
Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuğu sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


NİHAT ÖZDEMİR - BAŞKAN VEKİLİ, BASIN SÖZCÜSÜ
Doğum Yeri ve Tarihi : Diyarbakır, 05.04.1950
Öğrenim Durumu : Yüksek Okul - Master
Mesleği/İşi : Makine Yüksek Mühendisi / İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


ALİ KOÇ - ASBAŞKAN, KURUMSAL İLETİŞİM
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul, 2 Nisan 1967
Öğrenim Durumu : İşletme Fakültesi, Master Harvard Üniversitesi, Boston, Massachusetts, A.B.D.
Mesleği/İşi : İşletmeci - Firma sahibi
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


VEDAT OLCAY - GENEL SEKRETER
Doğum Yeri ve Tarihi : Nusaybin, 10.02.1940
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 1 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce



NİHAT ÖZBAĞI - ASBAŞKAN, YATIRIM VE PROJELER
Doğum Yeri ve Tarihi :
Elazığ, 23.07.1950
Öğrenim Durumu : İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi
Mesleği/İşi : Yüksek Mimar / Müteahhit
Medeni Hali : Evli, 1 kız çocuğu sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


ALAEDDİN YILDIRIM - ÜYE
Doğum Yeri ve Tarihi : Alanya, 30.04.1962
Öğrenim Durumu : Yüksel Okul Mezunu
Mesleği/İşi : Müteahhit
Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuğa sahip
Yabancı Dil : İngilizce, Fransızca



OSMAN MURAT ÖZAYDINLI - ASBAŞKAN, MUHASİP ÜYE
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul, 22.05.1954
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : Yüksek Makine Mühendisi
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


MİTHAT YENİGÜN - ASBAŞKAN, SOSYAL İŞLER VE DERNEKLER
Doğum Yeri ve Tarihi :
Midyat, 1947
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : Y. İnşaat Mühendisi
Medeni Hali : Evli, 3 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce


MAHMUT NEDİM USLU - ASBAŞKAN, AMATÖR Ş. SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi :
Adana,1947
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil: İngilizce



SERHAT ÇEÇEN - ASBAŞKAN, RESMİ KURUMLARLA İLİŞKİLER
Doğum Yeri ve Tarihi : Ankara, 04.11.1975
Öğrenim Durumu : Bentley Üniversite İşletme Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


FARUK NEŞET YALÇIN - ASBAŞKAN, DIŞ İLİŞKİLER SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 23.04.1972
Öğrenim Durumu : ABD İşletme
Mesleği/İşi : Serbest Meslek
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


TUNCAY UZUN - ASBAŞKAN, SPOR ÜRÜNLERİ A.Ş SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi : Malatya , 28.02.1967
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : Sanayici
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


ŞEKİP MOSTUROĞLU - ASBAŞKAN, HUKUK VE KURUMSAL İLİŞKİLER
Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul , 20.04.1966
Öğrenim Durumu : İ.Ü Hukuk Fakültesi
Mesleği/İşi : Avukat
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


TAHİR PEREK - ASBAŞKAN, MALİ İŞLER KOORDİNASYON
Doğum Yeri ve Tarihi : Niğde/Aksaray, 05.03.1940
Öğrenim Durumu : Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi
Mesleği/İşi : Yeminli Mali Müşavir
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce



ÖMER TEMELLİ - FUTBOL ALT YAPI
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul , 02.09.1963
Öğrenim Durumu : Bursa Uludağ Ünv. İktisat
Mesleği/İşi : Serbest Meslek
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


_______________________________________________________

YEDEK ÜYELER


ÜNAL UZUN - SOSYAL İŞLER SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi :
Antalya , 26.06.1948
Öğrenim Durumu : Kara Harb Okulu Mezunu
Mesleği/İşi : E.Sb./ Lobby Uluslar arası Halkla ilişkiler Tan., Tur. Org. Hiz. A.Ş. - Yönetim Kurulu Başkanı
Medeni Hali : Evli, 1 kız, 1 erkek çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


SEMİH ÖZSOY - BASKETBOL ŞB. YRD.
Doğum Yeri ve Tarihi :
İstanbul , 29 Nisan 1968
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce



TURHAN ŞAHİN - FB EĞİTİM AŞ
Doğum Yeri ve Tarihi :
Bulgaristan 15.06.1945
Öğrenim Durumu : İstanbul Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi
Mesleği/İşi : İthalat, ihracat, Arazi araştırma geliştirme uzmanlığı
Medeni Hali : Evli, 2 kız, 2 erkek çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce


HAKAN DİNÇAY - VOLEYBOL ŞB. SOR.
Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 11.09.1961
Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
Mesleği/İşi : İşadamı
Medeni Hali : Evli, 3 çocuk sahibi
Yabancı Dil : İngilizce



ERCAN KARASU - DERNEKLER SOR. YARD.
Doğum Yeri ve Tarihi :
Erzurum , 07.02.1969
Öğrenim Durumu : Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Mesleği/İşi : Mimar / İnşaatçı
Medeni Hali : Bekar
Yabancı Dil : Almanca

Fenerbahçe Spor Kulübü


Kuruluş yılı: 1907

Kurulduğu Yer:
Moda'da Beşbıyık Sokağı 3 numaralı evin alt katı.

1895 yılında Moda'da oturan İngilizlerin modern futbolu oynamaya başlamaları, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün kurulmasının ilk adımları olacaktı.

Deniz öğrencisi Fuat Hüsnü Kayacan'ın, 1899 yılında Fenerbahçe Stadı'nın bulunduğu çayırda meşin yuvarlağa yaptığı vuruşlar sırasında arkadaşları Reşat Denyal, Mehmet Ali ile dile getirdikleri "Ah biz de bir futbol takımı kurup oynayabilsek" özlemi, Türk gençleri arasında Black Stocking FC kurulmasına sebep olmuştur. Fakat daha sonra, kulüp monarşi rejiminin engellenmesini önlemek amacıyla hemen dağıtılmıştır.

Bir kaç gencinde katılımıyla aynı isimler, 1902 senesinde bu kez Kadıköy Futbol Kulübü adı altında toplandılar. Ancak daha sert hafiye baskını bu girişimi de engellemiştir.

1907 yılının bir bahar gününde gene bir maç dönüşü Ziya, Ayetullah ve Necip evlerinde çay içerlerken sönmeyen ideallerini bir kez daha başarmaya yöneldiler. Monarşi rejimi artık gevşemiş ve bu girişim bu kez tutunmuş ve FENERBAHÇE FUTBOL KULÜBÜ bir daha kapatılmamak üzere kurulmuştur.

Fenerbahçe Futbol Kulübü'nün ilk yönetim kurulu şöyledir: Ziya Bey "Başkan", Ayetullah Bey "Genel Sekreter" ve Necip Bey de "Genel Kaptan ve Veznedar"dır.

Tabii kuruluş yılları kolay olmamış, zaman zaman futbolcu bulmakta zorlanılmış ve bir çok defa gemilerden ödünç futbolcu alarak ligdeki mücadelesini sürdürülmüştür. 1909 yılında kulübün adı Fenerbahçe Spor Kulübü olarak değişmiş, renkleri de sarı-beyazdan bugünkü rengi olan sarı-laciverede çevrilmiştir. 1909-1911 yılları Fenerbahçe'miz için çok zor geçmiş bir ara dağılma noktasına bile gelinmiş ancak Elkatipzade Mustafa adlı üye, kulübü kurtaran adam olmuştur. Lokali dahi olmayan kulübün takımları çok kötü durumdayken St. Joseph, Robert College ve Kadıköy Numune Mektebi'nden toplanılan genç futbolcularla, kulübün genç takımları kurulmuş, bir nevi alt yapısını oluşturulmuştur. Bu atılım, başarısız geçen 2 yılın ardından Fenerbahçe'ye hiç yenilmeden ilk şampiyonluğunu getirmiştir.

Bu şampiyonluk ise, Fenerbahçe'ye yaşama gücü aşılamış ve kulüp Altıyol ağzında 2 odalı bir lokale kavuşmuştur. Balkan Savaşı nedeni ile yapılmayan 1912-1913 lig maçlarından sonra üst üste ve yenilmeden kazanılan 2 şampiyonluk, Fenerbahçe camiasını oluşturmaya başlamıştır. Fenerbahçemiz aynı zamanda 1914 senesinde tertiplenen Genç takımlar şampiyonluğunu da kazanmış ve 10 yıl içinde en çok şampiyonluk kazanmış takım olma unvanını alarak İngilizler tarafından verilen tarihsel şilti de almaya hak kazanmıştır.

Kurucular: Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey, Bahriye Mektebi talebesi Necip Okaner Bey, Hindli namıyla anılan Asaf Beşpınar Bey ve Enver Yetiker tarafından kurulmuştur.

İlk Başkan: Nurizade Ziya Songülen

Renkleri: Sarı Lacivert

Amblem: Fenerbahçe Kulübü'nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılabileceği endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)'in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte "sarı ve lacivert" ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; "FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece "milli renkler arasında doğan Fenerbahçe"nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere'ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.


GÜNCEL BİLGİLER

Başkan: Aziz Yıldırım

Merkez: Fenerbahçe Spor Kulübü, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu

İletişim: bilgi@fenerbahce.org - Telefon : 0216-542 1907

Kombine Kartlar: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu kombine kartları, Maraton Tribünü girişindeki kombine kart merkezi'nde satılmaktadır.

Maç biletleri: Futbol karşılaşmalarının biletleri maç öncesinde, Biletix'in internet sitesi (http://www.biletix.com/), CallCenter ve gişelerinden, maç günü ise Şükrü Saracoglu Stadı gişelerinden temin edilebilir.

Lisanslı ürünler: Fenerbahçe Spor Kulübü Lisanslı Ürünleri, Fenerbahçe Spor Ürünleri A.Ş. tarafından Fenerium Mağazaları'nda satılmaktadır. Mağazalarımızdan online alışveriş için www.fenerium.com.tr adresini ziyaret etmeniz yeterli olacaktır.


İletişim

Merkez Yönetim Binası
0216 542 1907
Fax: 0216 542 1960

Yüksek Divan Kurulu
0216-542 18 50 - 542 18 51

Samandıra Kamp Tesisleri
0216 311 62 25

Dereağzı Futbol Altyapı
0216 418 33 07 - 08

Fikirtepe Tesisleri
0216 565 54 21 - 26

Basketbol Şb
0216 347 84 38

Voleybol Şb
0216 418 18 28

Masa Tenisi Şb
0216 336 36 09

Boks Şb
0216 347 48 52

Yelken Şb
0216 550 1907-228

Yüzme Şb
0216 345 05 35

Kürek Şb
0216 346 36 44
0216 414 41 46

Atletizm Şb
0216 345 30 89

FENERIUM Merkez
0216 330 80 90

Fenerbahçe Müzesi
0216 449 56 67 -2028

Fenerbahçe Koleji
0216 466 62 00

Fenerbahçe Dergisi
0216 - 5421907

Fenerbahçe Televizyonu
0216 - 5421800

Fenerbahçe KART
0216 444 1907

www.fenerbahce.org
0216- 5421907

Divan Palmira
0216 - 550 1907

Todori Tesisleri
0216-450 20 44 -45

Fenerbahçe Tarihi ile ilgili Kaynakça

Fenerbahçe Spor Kulübü'müz, bugün yalnız İstanbul'un değil, tüm yurtta milyonlarca taraftarı bulunan ve yüz yıla yakın bir süredir hemen tüm spor dallarında Türk sporuna öncülük ettiği için büyük sıfatını yerden göğe kadar kazanmış bir kulübümüzdür. O, zaman zaman şampiyonlukları elden kaçırsa da, zaman zaman mazisini aratır bir görüntüde kalsa da, yıllarca tarihe tırnaklarıyla kazıdığı büyüklüğünden hiç bir şey yitirmeyecektir.



Evet, taa en başta, 1900'lerdeki kuruluş yıllarını anlatırken söze nasıl mı başlamıştık? ; "... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçe'sinin bağrından çıkaracağı takımını, önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri..."

Gayri, şimdi de sözün sonundayız; " Ve de İstanbul, deniz üzerindeki siluetini uzaklardan perde perde koya yaklaştırırken, Fenerbahçe Burnu'nda yankılanan bir beyaz ince uzun fener, yıllar boyu Türk sporuna sembol olmanın gurur yorgunluğu içinde, Adalar'a, Marmara'ya, daha uzaklara, daha da öte uzak yıllara doğru, aynı inançla, aynı coşkuyla ışığını hep saçacaktır ".

Yüz yıldan beri önce onun hakkında söylendi, önce onun hakkında yazıldı, önce ona sevdalanıldı. Daha da nice yüzlerce yıl söyleneceği, yazılacağı, sevdalanılacağı gibi....

Hazırlayan: Dr. R. Sertaç KAYSERİLİOĞLU
Fotoğraflar: R. Sertaç KAYSERİLİOĞLU arşivi
E-mail: rsertack@mynet.com
Web: www.collectionrsk.com
Telefon: 0216 3325215
*Tüm hakları saklıdır. Kaynakça gösterilmeden kullanılamaz.

(*Fenerbahçe Spor Kulübü aylık resmi yayın organı olan "Fenerbahçe Dergisi"nin 2003 senesi; 1., 2., 3., 4. sayılarında yayınlanmıştır)

***************************************************************

KAYNAKÇA :

1. ALUS, Sermet Muhtar." Kadıköy'ünde ilk futbol"Tarih Hazinesi Dergisi. Syf:274, 1951/6
2. ATABEYOĞLU, Cem. "Futbol" İstanbul Ansk. Sayı :24 Syf:345, İst/1994
3. Tercüman Spor Ansk. "Türkiye'de Futbol". Syf: 9-10 , İst/1980
4. DAĞLAROĞLU, Rüştü Dr. "Fenerbahçe S.K. Tarihi" . Syf: 6, İst/1987
5. FIŞEK, Kurthan.Prof. " Spor Yönetimi" . Syf: 515, İst/1983
6. DAĞLAROĞLU, Rüştü Dr. "Fenerbahçe S.K. Tarihi" . Syf: 14, İst/1957
7. HİÇYILMAZ, Ergun. "Fenerbahçe" Syf. 29, İst/2001
8. DAĞLAROĞLU, Rüştü Dr. :"Fenerbahçe S.K. Tarihi" . Syf: 13, İst/1957
9. HİÇYILMAZ, Ergun.: "Fenerbahçe,Ömrüm Seni Sevmekle..." Syf. 29, İst/2001
10. Tercüman Spor Ansk. : "Türkiye'de Futbol". Syf: 10 , İst/1980
11. ATABEYOĞLU, Cem :"Futbol" İstanbul Ansk. Sayı :24 Syf:345, İst/1994
12. 50.Yıl Kutlama Kitabı : "FB. Nasıl Kuruldu" Syf: 8 , İst/1957
13. Olimpiyat Spor Dergisi : Sayı: 10 , Syf: 3 , İst. /1931
14. DAĞLAROĞLU, Rüştü Dr.: "Fenerbahçe S.K. Tarihi" . Syf: 16, İst/1987
15. DAĞLAROĞLU, Rüştü Dr.: a.g.e. Syf: 17
16. a.g.e. Syf: 168
17. a.g.e. Syf: 6
18. ATABEYOĞLU, Cem :"Futbol" İstanbul Ansk. Sayı :24 Syf:346, İst/1994
19. SAKAOĞLU, Selçuk: "F.B. Spor Kulübü" İstanbul Ansk. Sayı :24 Syf:286 Nisan/1994
20. BACIOĞLU, Alp : "Spor Tarihinden Yapraklar" Sabah Gazetesi , 23Ocak2001
21. DAĞLAROĞLU, Rüştü Dr.: "Fenerbahçe S.K. Tarihi" . Syf: 18, İst/1987
22. ATABEYOĞLU, Cem : "Renk Aşkı" Yıllarboyu Tarih Mecmuası, Şubat / 1994
23. KAYSERİLİOĞLU, R. Sertaç Dr. : "Dersaadet'ten İstanbul'a " . Syf:50 İst/1999
24. HİÇYILMAZ, Ergun: "Savaşan Fenerbahçe". Sabah Gazetesi, 27 Mayıs 2001
25. DUMAN Selahattin : "Fenerbahçenin Gizli Tarihi" Sabah Gazetesi, 2 Eylül 1996
26. 50.YIL KUTLAMA : "Kulüp Binamızdaki Yangın" Syf: 41 , İst/1957
27. A.g.e. : syf : 42
*28. F.B. HATIRA/ŞEREF DEFTERİ : ( F.B. Spor Kulübü Müzesi) . Syf:83 İst/1914 –1951
*29. DAĞLAROĞLU, Rüştü Dr. : "Fenerbahçe S.K. Tarihi" . Syf: 454, İst/1987

Stat mülkiyetine sahip ilk spor kulübü; Fenerbahçe

1923 senesinde Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nın kurulmasıyla Türk sporuna yeni bir yön veriliyor, bu tarihten sonra ise Fenerbahçe'de büyük bir kalkınma görülüyordu. O, teknik üstünlüğü sayesinde Orta Avrupa futbolunun Türkiye'deki temsilcisi haline geliyor, yıllar yılı hep milli takımın belkemiği olarak da Türkiye'nin en sevilen kulübü oluyordu.

İlk adı "Silahtar Ağa Sahası" iken, sonraları "Papazın Çayırı", "Union Kulüp Sahası", "İttihat Spor Sahası" ve nihayet 25 Ekim 1929 tarihinde de(*29) "Fenerbahçe Stadı" ismini alan 36 dönümlük stat mahallimiz, 6 Temmuz 1932 tarihinde 500 TL'sinin Atamızın verdiği 9000 TL. karşılığında (1000 Reşat Altını) satın alınıyor ve böylece yurtta stat mülkiyetine sahip ilk kulüp olmak şerefi de yine Fenerbahçe Spor Kulübü'ne ait oluyordu. Hem de öyle ki; Türk gençliğinin üzerinde spor yaptığı ilk stadı olmasının yanı sıra, Büyük Kurtarıcımızın bizzat kendileri tarafından büstleri ile şereflenmesine müsaade ettikleri yegane stat da olarak.

Kulüp binası yangını ve yurdun Fenerbahçe sevgisi

Türkiye'de ilk defa çeşitli spor şubeleri açan kulüp olma ünvanına sahip olan Fenerbahçe, 1913 yılında tanzim olunan ikinci nizamname ile atletizm, kürek, yüzme, atlama, yelken, patinaj, tenis, çayır hokeyi, boks, kriket gibi spor dallarıyla da meşgul oluyor, yıllar içinde de futboldan başka, masa tenisi, eskrim, jimnastik, avcılık, su kayağı, atlama, bilardo, salon futbolu, otomobil, atıcılık, sutopu, bisiklet,halter, güreş, basketbol,izcilik,patenli hokey, voleybol, vs, gibi toplam 25 spor şubesi içeren 35 spor dalında sayısız başarılara imza atıyordu.

Büyük milletinin muazzam sevgisiyle nurlanan ve kucaklanan Fenerbahçe, muhtelif branşlarda devamlı hamlelerle bu artan sevgiye hak kazanırken, kuruluşunun 25. yılında 5/6 Haziran 1932 gecesi vukuu bulan hain bir yangın, koca bir varlığın kupalarından üye kayıt ve maç defterlerini de içeren belgelerine kadar gelmiş geçmiş bütün maddi eser ve izlerini siliyordu. Fenerbahçe'nin uğradığı felaket bütün yurtta bomba etkisi yapıyor, Fenerbahçe Kulübü İdare Heyeti'nin, üzerinde henüz dumanları tüten kulübün enkazı karşısında, gazete ve radyolara aynen aşağıdaki sözler ile verdiği tebligat ise yürekleri dağlıyordu (*26) ;
" Sevgili yuvamız, 25 senelik spor hayatımızda elde ettiğimiz şeref ve galibiyet, hatıraları ile birlikte yanmıştır. Bugün, maddi spor vesaitimizden de tamamen mahrum kalmış bulunuyoruz. Yek değerlerimize karşı sarsılmaz itimat, muhabbet (sevgi) ve tesanüt (dayanışma) havası içinde, yıllarca süren müşterek emeklerimizin muhassalasının (elde edilmiş sonucunun) enkazı karşısında derin bir teessür (üzüntü) duymamak kabil değildir. Mahvolan manevi kıymetlerin maattessüf (ne yazık ki) tamiri imkansızdır. Şu kadar ki, 25 senedir kazandığımız muvaffakiyetlerin hatıralarını kalbimizde daha büyük bir vecd (heyecan) içinde yaşatmak, bu hatıraları Fenerbahçe gençliğine kitap halinde hediye etmek gene mümkündür. Hatta ilk vazifelerimizden biridir. Kupalarımız, bayraklarımız yanmıştır. Fakat yüreğimizdeki hatıralar canlılığını kaybetmeyecektir. Başta Ulu Gazimiz olmak üzere; kulübümüzün mesaisini takdir eden kıymetli yazıları taşıyan hatıra defterimiz kül olmuştur(**). Fakat bizim emeklerimizi takdir etmiş olan büyük şeflerimiz, memleketini seven memleketin idealine candan bağlı, çalışkan, tesanüt (dayanışma) ve muhabbet(sevgi) çerçevesi içinde Türk gençliğini gene himaye edeceklerdir. Hayatın mütemadi bir mücadele olduğunu, mücadelesiz, ızdırapsız, elemsiz, hayatta gerek ferd ve gerek millet itibariyle muvaffak olmak imkanı olmayacağını Türk gençliğine hatırlatan Büyük Gazinin nasihatleri bu elemli günlerimizde, bizim için en büyük teselli ve kuvvet membaı olacaktır. Fenerbahçelileri, kulübümüzün maruz kaldığı felaket nispetinde büyük olan vazifeye davet ediyoruz. "

Felaketin hemen ertesi günü Türkiye'nin o zamanki en büyük gazetesi "Cumhuriyet" ve ardından da "Milliyet" gazetelerinin "Fenerbahçe'ye Yardım" ismi altında başlattıkları kampanyalara teberruda bulunmak üzere bütün memleket adeta yarışa giriyor, yeni kulüp binası inşası ve beraberinde de kulüp sahasının satın alınmasına katkı amacıyla yapılan ilk bağışı ise, 19 Haziran 1932 tarihinde İş Bankası eliyle 500 TL. göndermek suretiyle yine Atatürk yapıyordu(*27). Aynı amaçla tertiplenen 14 Temmuz 1933 keşideli Fenerbahçe Eşya Piyangosu'ndan elde edilen 17 bin TL. hasılat da, yine bu ilk tahta stadımızın yapılmasında kullanılıyordu.

(**) Bu yangında kül olduğu zannedilen ve içinde kulüp ile ilgili 1914 senesinden itibaren tutulmuş şeref kayıtlarını içeren meşhur maroken kaplı hatıra defteri ise, 7 Nisan 1944 tarihinde, onu enkaz arasında bularak alan ve saklayan meçhul bir şahıs tarafından, kulübümüz üyesi (merhum) Gazeteci Kenan Onan Bey'in Vatan Matbaası'ndaki masasının üzerine, 12 yıl sonra tekrar Fenerbahçe Kulübü'ne iade edilmek üzere bırakılıyor (*28) ve böylece Atatürk'ün "kulübümüze o meşhur ithafının" da içinde bulunduğu bu büyük hazineye, önce tarihimiz ve sonra da kulüp müzemiz yıllar sonra tekrar kavuşuyordu.

Atatürk ve "Fenerbahçe"si

Fenerbahçe'nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı kalmayacak, Cihan Harbi'nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul'dan Anadolu'ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi. " İttihad ve Terakki'nin bir kolu olduğu " ithamı ile işgal kuvvetlerinin devamlı olarak bastırması sonucunda kulübün kapatılma çalışılmaları ortamına rağmen, yurdun düşmandan kurtulması yolunda üstlendiği tarihi misyonu en ulvi bir biçimde yerine getirerek, bir başka idealde de yarınlara örnek olacak olan Fenerbahçe Spor Kulübü, aydınların, işgal yıllarının acılı şehit ailelerinin, hulasa Türk ulusunun şeref ve cesaret duygularının yurda adeta armağanı oluyordu. İşte bu nedenledir ki ulu önderimiz Mustafa Kemal Paşa, 1918 yılında ilk spor kulübü olarak Fenerbahçe Spor Kulübü'nü ziyaret ediyor ve de kulüp şeref defterinin nezdinde de, tarihin altın sayfalarına da şu mısraları geçiyordu; " Fenerbahçe Kulübünün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş (takdirle şereflendirilmiş) bulunan asar-ı mesaisini(yaptığı üstün çalışmaları) işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmetini (üstün hizmet veren kişileri) tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası (yerine getirilişi) ancak bugün müyesser (mümkün) olabilmiştir. Takdirat (takdirlerimi) ve tebrikatımı (tebriklerimi) buraya kayt ile (kaydetmekten dolayı) mübahiyim ( mutluyum).
3. 5 . 1334 (1918). Ordu Kumandanı : MK (İmza) "

İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe

İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe
Mütareke döneminde (1918 - 1921) işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz ve Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki futbol heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor, Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadığı toplam 80 maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına karşı kazanılan galibiyetler ise Türk takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.

Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın(*24) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer İstanbul’luların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da aldığı galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda en fazla iki bin kişinin izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7 bin kişinin hınca hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların ürkek mahcup yapılan tezahüratları, artık açık açık, yüksek sesle hep bir ağızdan dile getiriliyordu; “Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa, ”.

Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.

İstanbul’da İşgal Yılları

İstanbul’da İşgal Yılları ; İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında gözlerine inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüş, bir gece içinde koca şehir işgal ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti. Dünyayı sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanılan “Harb-i Umumi” diye anılan “1. Dünya Savaşı”, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri mağlup Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi. Zırhlı araçlar cadde başlarını tutarken, sokakları dünyanın her yanından gelmiş her renkten ve her dinden askerler sarmış, Harbiye, karakollar, kaymakamlıklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar işgal ordularınca işgal edilmişti. İşgal üniformalı itilaf ordusu askerleri, sosyal yaşantı içinde her fırsatta halkı manevi baskı altında ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaşlarını vagonların sahanlıklarında vapurların ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrılmış bölümlere boş da olsa kimseyi sokmaz, yolcuların bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alaycı bir tavır içinde ve ağır hakaretler altında yaparlardı(*23). Evet, İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı günler gelip çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında sürgün gibiydi. İşgalcilerle birlikte yaşamak zorunda olan talihsiz İstanbul halkına, o güne kadar yaşadıkları, ne gıdasızlık, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir şey, “İşgal İstanbul’u ”na tanıklık etmek kadar onlara acı vermemişti. İşte bütün bu olumsuz şartlar altında halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı vardı ki, işte bu ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından çıkarttığı takımı tarafından “Fenerbahçe”si tarafından verilecekti.

Fenerbahçe’nin ilk amblemi

Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte “sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece “milli renkler arasında doğan Fenerbahçe”nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.

İlk Namağlup Şampiyonluk

Kadrosunu yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli yönü ise, Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum takımlarının şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk futbolunda şampiyonlukların artık Türk takımlarının olmasıydı. Bu şampiyonluk, kulübün itibarını bir anda yükseltip imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak Altıyol’da bir kulüp lokali kiralandı, lokalin açılışı ise üye sayısının çoğalmasına sebep oldu. Bu arada futbol dışında diğer spor dallarında da faaliyet gösterilmesine başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü adı , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüştürüyordu.

Kuşdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katılması

Fenerbahçe, “İstanbul Şampiyonluğu Ligi”ne ilk kez katıldığı 1909 – 1910 sezonunda beşinci oluyordu. 1910 yılı liginin başlamasına kısa bir süre kala da kulüpten ayrılmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birleşmesi gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapılan müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi istenen Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafından kabul görmedi. Buna karşılık, Kuşdili Kulübü Başkanı iken Fenerbahçe’ye katılan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye katmayı başardı ve bu başarısıyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan ve takımı yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti.

İstanbul Şampiyonluğu Ligi

1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayısı çığ gibi artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sırf 1908 senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasında yerini alıyordu. Kısa zamanda Türk kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise, İstanbul’da yeni bir ligin kurulması ihtiyacını doğuruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni bir lig kuruluyordu.

Takımların sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol alanlarının sayısı da çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında; Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı, şimdiki stadın bulunduğu yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi yanındaki Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda Kemikçi Çayırı, Baklatarlası, İbrahimağa sahası ile, Rumeli yakasında; Taksim, Talimhane, Bakırköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti sahaları, ve de Boğaz’ın Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisarı, Küçüksu Er Meydanı , Beykoz Ortaçeşme sahaları mevcut sahalara eklenmişti (*18) .

Kuruluşu 1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sarı beyaz olan renklerini 1909 sonbaharında sarı laciverte çevirmiş (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de İstanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katılan ikinci Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk 5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasındaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin takımı ile, yeni kurulmuş bir semt takımı maçı şeklinde başlamış (*20), ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki İstanbul futbolundaki şampiyonluklar genelde bu iki Türk takımı arasında paylaşılarak, Türk futbolunun artık bir varlık olarak ortaya çıkması sonucunu doğurmuştu.

Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe

Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor, böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak şerefi kazandırılıyordu (*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar) şeklinde başlıyor (*17) ve olası diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), 8) Şevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),... isimleriyle devam ederek sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadığı “Fenerbahçe Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arşiv ve bilgi toplamada en zorlandığımız kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr. Rüştü Dağlaroğlu’na ait (eski Türkçe ile yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan oğlu Sayın Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine ışık tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasında ; “kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin sıralandığı, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasında yer alması gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayışının, kendisini listenin doğruluğu hakkında haklı olarak kuşkuya düşürdüğü ifadesi” de ayrıca belirtilmektedir.

“Fenerbahçe Futbol Takımı”nın ilk kadrosu kuruluyor

Güneş bu defa, o en güzel yıl olan 1907 senesi ilkbaharının serince bir Pazar gününü aydınlatıyor ve Fenerbahçe semti de bu kez, ismini yıllarca şerefle temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalık gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadıköy’ündeki Kuşdili Çayırı’nda İngiliz ve Rum takımları arasında oynanan bir futbol maçını seyrettikten sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden oluşan bir grup, Moda İskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karşı kıyısında randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardı. Nuri zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Paşa zade Sezai Bey’in yeğeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakaplı Mühendis Asaf (Beşpınar) Bey ve S.Joseph Mektebi Türkçe öğretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada daha evvel gelmiş olan Hasan ve Hüseyin(Dalaklı), Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi Esat(Baydar), Yanya’lı Şevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardeşi Hamdan, Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakkı Saffet (Tarı),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile buluşuyorlardı(*12).

Çoğunluğunun, yakında kurulacak oldukları takımın ilk oyuncularını teşkil edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in İngiltere’den getirttiği; önü ve kolları düğmeli olan sarı beyaz yollu bol formaları, lacivert şort pantolonları ve sarı löverli yün çorapları ile, Fenerbahçe’nin çayırlarında ilk antrenmanlarını yapacakları gündü. Kısa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de kendi etrafında toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kıymet ifade eden ilk kadrosunu, olası olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri – Nasuhi , Şevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13), ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat şeklinde oluşturuyordu (*14).

Başta da değindiğimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki ilk girişiminde öncülüğünü yaptığı gençler ile, Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yıllarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençler, aslında yıllardır aynı ideali sürdüren hep aynı kişilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatılmaları, yasal faaliyetlerine ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmelerine olanak kılmıştı. Bir başka deyişle; Black Stocking F.C. ile, aynı amacı ve kaderi paylaşan Kadıköy Futbol Kulübü’nün isimleri, “Fenerbahçe Spor Kulübü”nün kuruluşu yolunda “amaç karşısında birer araçtı “(*15). Israrla tekrar ettiğimiz bu durum karşısında, 1940 yılında yapmış oldukları haklı bir tüzük değişikliği ile kuruluş senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldıran Beşiktaş Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçekleştirdiği gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazılı bir deklarasyonla kamuya ilan edip düzeltmemiz gereken gecikmiş gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulduğu yıl 1899’dur.

Resmi kuruluşa doğru 1907

Gayri takvimlerin o en güzel yıl olan 1907 yılının ilk yapraklarını gösterdiği günler... Sultan 2. Abdülhamid Han, 33 yıllık saltanatının baskılı rejime dayalı son yılını yaşamakta olduğunun sanki farkında. Saltanatı ile uğraşanlarla boğuşmaktan futbol topu peşinde koşturanlarla uğraşmaya ayıracak pek fazla vakti ve de gönlü kalmadığından bu tür oluşumlara karşı uygulattığı baskıyı da, resmi de olmasa biraz gevşetmiş. Zaten gayri müslimler ile yabancılarca ortalama on yıldır oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de gönülleri biraz da alışmış. Kadıköy yakasındaki Kördere Sahası ile Kuşdili Çayırı’nda, o ilk yıllarda göz açtırmayan top uçurtmayan saraylı hafiyelerden görünürde eser kalmamış, Türk gençleri, resmi formalı olmasa da buralarda sanki rahat rahat top koşturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak “Beşiktaş” ile, Fransız Mektebi Takımı hüviyetini arkasına almış bir futbol kulübü olarak “Galatasaray”, kuruluş faaliyetlerini İstanbul yakasında gerçekleştirebilmiş ama, karşı kıyı Kadıköy yakası o dönem için adeta bir başka belde, adeta İstanbul’a taşra...

Nihayet, artık bu yakada da beklenen günlerin yakınlığı hissedilmekte. Kadıköy yakasında da güneş bir başka parlak, bahçelerde çiçekler bir başka güzel açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir başka ötüp, burundaki fener sanki bir başka parlak çakmakta. Zira, halkın içinden çıkacak ilk Türk kulübünün kuruluşu için kararın ve de onayının alınacağı çok önemli günlerin çoğu geçmiş, azı ise sanki artık gelmekte...

İşte, içinde bulundukları tarihin de desteğinden güç alan Kadıköy’lü gençlerden, Hariciye Nazırı Asım ve Server Paşa’ların torunu Londra Sefareti Başkatibi Nuri Bey’in oğlu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki (tümgeneral) Şevki Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey’in yeğeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Başpınar sokak 3 numaralı evinin selamlık katında yaptıkları bir görüşme sonucunda kuracakları takımın ilk fikir harcını atıyorlardı. Gerekli olan parayı da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu başkanlık şerefini, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayı Necip Bey’e de kaptanlık ve veznedarlık (sayman) görevini veriyorlardı.

Aynı görüşmede varılan fikir birliği ile de ; kuracakları kulübün adını oturdukları semtin güzelliğinden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharın sevimli müjdecisi papatyaların kıskançlık ve temizlik sembolü olan renklerinden yani sarı ile beyazdan alacaklardı.

Ertesi gün “Baker Mağazası”ndan forma kumaşları alınıyor, Fener armalı kırtasiye malzemelerinin siparişleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol Federasyon Başkanlığı görevini üstlenmiş kişisi James Lafontaine ile yapılan bir sohbette de sanki kendisinden icabet alınıyordu. Artık kurulacak olan kulübün ismi, başkanı, amblemi ve formaları seçilmiş, mesele sadece formaları giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmıştı. Bu konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Öğretmeni Enver ( Yetiker ) Bey üstleniyordu.

İSTANBUL’DA İLK “FUTBOL LİGİ” GÜNLERİ

Evet, istibdat ; bir başka değişle o dönemki mevcut “ mutlak hakimiyet ” rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkını Türklere yasak etmekteydi. İşte sırf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk gençlerinden oluşan arkadaşlarının Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma teşebbüsleri, gerek 1899 yılında Türkçe isim vermeden bir İngiliz ismi altında kurmak istedikleri “Black Stocking F.C./Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü” olsun, ve gerekse de 1902 yılında bu kez isim değiştirerek kurmak istedikleri “Kadıköy Futbol Kulübü” olsun, sarayca engellemişti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor kulüplerinin yabancılar ile gayrimüslimler tarafından oluşmasına sebep olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini ise en az 5 yıl geciktirerek, yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temelinin “yabancı egemenliği ve anlayışı” ile atılması neticesini doğuracaktı (*9).

Nitekim, Kadıköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen kapatılarak dağıtılmasının ardından, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kişiler hemen hemen tamamı İngiliz’lerden oluşan “Cadıkeuy Football Club“; (Kadıköy Futbol Kulübü) isimli futbol takımını kuruyor ve kuruluşunun iznini de alıyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan İngiliz gençlerin “Moda Football Clup”, 1904 senesinde de Kadıköylü Rum vatandaşların “Elpis(Ümit)Futbol Takımı”nı kurmaları izliyordu. Aynı yıl İngiliz elçilik gemisi “İmogene” nin de aynı isimde bir futbol takımı kurması üzerine, Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçekleştiren James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharında “Constantinople Football Liege” ( İstanbul Futbol Ligi ) adı ile İstanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11)

Cadıkeuy (Kadıköy), Moda, Elpis ve İmogene takımlarının oluşturduğu ligdeki organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi altında yapılan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe Stadının bulunduğu Papazın Çayırı’nda sürüyor ve halk tarafından da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi şampiyonluğunu İmogene Takımı, 1905 yılındaki ikinci Pazar ligi şampiyonluğunu ise Cadıkeuy (Kadıköy) Futbol Takımı kazanıyordu. Tarihler 1905 yılını gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından okulun çatısı altında kurulan Galatasaray Futbol Takımı, Kadıköy’deki Papazın Çayırı mevkiinde Kadıköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takımı ile maçlarına başlıyor ve 1906 yılından itibaren de İstanbul Futbol Ligine resmen katılıyordu.

Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş

Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş ; Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış. İstanbul’un her semti aynı sıcaklıkta aynı cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy yakasında gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi. Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın Çayırı solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, köşklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri küs gibi... Zira, içleri spor aşkı ile yanan Türk gençlerinin Kadıköy’de kulüp kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmiş, levanten ve gayrimüslim vatandaşlarımızın aynı isteklerine aynı saraydan izin çıkarken, Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki kez yenilmiş gibi. İşte bu nedenledir ki, gayri tüm Kadıköy halkı suskun, biraz da yaralı, Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir mahzun gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda mağlup gibi...

Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti, karşı uzaklardan perde perde sahile akarken, “ışıksız FENER, çiçeksiz BAHÇE ” misali biçare yarımada, mahzun bir eda ile karşı sahilindeki sarayın ufuklarına doğru bakıp bakıp kuruluş izninin çıkması hayali içinde “ Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” mısralarını yüreği yaralı fakat gönlü ümitle dolu bir şekilde sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi...

Kadıköy Futbol Kulübü Kuruluşu

Ama yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı gençlerin bir bölümü, aralarına yeni katılanlarla beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün hemen yakınındaki (şimdiki stadyumun karsısında) Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde muntazaman toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni takımı daha kurabilmenin çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi, yazılarında bütün ayrıntıları ile canlandıran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuası’na yazdığı “Kadıköyü’nde İlk Futbol” isimli makalesinde rastlıyoruz ;

(Aslı gibidir) : “ Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.

Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransızca Servet Gazetesi, bu maçlara dair teşvik yollu bir yazı neşretmiş. Fırsatı kaçırmayan namlı hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmuş: “ Kadıköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi (Sultan Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir cemiyet teşkil eylemişlerdir (oluşturmuşlardır). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-ı dikkat-i hümayunlarınızı celp ederim (padişahımın dikkatlerini çekerim). Ferman.”

Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayılması nedeniyle dini baskılı, ancak daha sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye teşkilatının baskınıyla bu girişimler de yine engelleniyor ve Kadıköy’lü gençler bir kez daha dağıtılıyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatların Atina’daki açılış gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtuluş)’da bir gurup Rum vatandaşımızın teşebbüsüyle “Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü” şaşalı bir biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yıl sonra tamamen Türk gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan “Kadıköy Futbol Kulübü” mevcut rejim nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini en az 5 yıl geciktirecek ve yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temeli de, yabancı egemenliği ve anlayışı ile atılacaktı (* 7).

İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de Kadıköy yakasında oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim vatandaşlarımızın, törenlerle kurdukları ilk kulüplerinin yaşama hakkını elde etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz tarafından girişilen her iki cesurane teşebbüsün gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi söndürmüyor, aksine, Kadıköy’de bir futbol kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel olamayacağı gerçeği ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadıköy’ün bağrından çıkacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmaları için, sadece sayılı yılların kaldığını da sanki artık iyiden iyiye hissediyorlardı.

Fenerbahçe’nin Gerçek Kuruluş Yılı 1899

Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki bu ilk girişimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yıllarda kurulacak olan Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençlerin genelde aynı kişiler olacağıydı. Dolayısıyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kuruluşunu gayri resmi olarak 1899 yılında gerçekleştirmiş, ne var ki iki kez kapatılmaları nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmişti. Görülen odur ki; Black Stocking F.C. ya da Kadıköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karşısında birer araçtırlar (*4). Ayrıca İstanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri incelendiğinde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club (1899) ve Imogen (1900) takımlarının İngiliz uyruklular tarafından, Elpis (1900) takımının Rumlar tarafından, Black Stocking (1899), Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanlı uyruklular tarafından kurulmuş oldukları da zaten görülmektedir.

“BLACK STOCKING FC” Kuruluyor

Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padişahlığının sürdüğü o dönemde, mevcut monarşi rejiminin korunması amacıyla Türk gençlerinin dernek kurmaları yasaktı. Bu durum ise, yabancı ve azınlıkların top koşturdukları kendi topraklarında futbol oynamanın imkan ve zevkinden mahrum olan ve onların aralarına karışarak oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gıpta ile seyretmekle yetinen Kadıköylü Müslüman Türk gençleri arasında, sadece üzüntü değil aynı zamanda tabii ki öfke ve hırs da uyandırıyordu. İşte her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden, deniz öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Reşat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kuşdili’nde Papazın Çayırı adı verilen topraklarda meşin yuvarlağa vuruşlar yapan arkadaşları bu özlemin sona ermesini amaçlıyorlar, ve 1899 yılında da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hışımlarından korunmak amacıyla bir İngiliz adı altında Black Stocking FC (Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü) ‘nü kuruyorlardı. Ancak siyah çorap ve kırmızı üst formaları ile Türk gençlerinin oluşturduğu bu ilk Türk spor ve futbol topluluğu daha ilk maçlarında hafiyelerin baskınına uğruyor ve hemen dağıtılıyordu.

Kadıköy Football Association


1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy ve Moda’nın çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya başladıklarında, İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya başlamışlardı bile (*2). Zira sosyal ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak ve rahat iki şehir olan Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol oyunu için ilk taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden, böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından oynanıyordu.

Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894 yılında İzmir’de “Football Club Smyrne”nin kurulması ile birlikte İstanbul - İzmir rekabeti izlemeye başlıyordu (*3). İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan James La Fontaine, 1889 yılında İstanbul’a yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin futbol-rugby karışımı bir oyun oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda dostluk kurarak, daha iyi bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti. Tarihler 1897 yılını gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy yakasında ilk kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı altında toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları oyunlarını Kadıköy’ün çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk bölümde geniş bir biçimde sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar halkın öylesine ilgisini çekmişti ki “Football Association” takımı, iki yıl içerisinde “İzmir Karması” ile karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya yönelmişti.

Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu

İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında İngiltere’de oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve yıllar geçmişti. Nihayet tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da oturan İngiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş alanlarında, futbolu oynamaya başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara sevdireceği pek tabii idi ve hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda süren monarşi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta mevcut cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eşlik edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili Çayırında yapılan bu futbol maçları ya da antrenmanları, Kadıköy halkının büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan, Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa civarlarından gelecek öbek öbek halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadıköy halkının ekserisi ikindi sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve Pazar değilse yani Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik Hasan’ın tuluat kumpanyası oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola koyulurlardı. Yok, eğer günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya doğru ya da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru yola koyulurlardı (*1). Omuzdaş kılıklı, burma bıyıklı tüylü tüysüz gençler, yanlarında boy boy çocuklarla hanım nineler ve de orta yaşlı hatunlar, Arap bacılar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kişiler, burada çayırı çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı, simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi burada arzı endam eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı. Ortadaki saha olacak alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk renk gömleklerinin kolları sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam soluk soluğa koşuşurlar, birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste mecelleşirler, güya da top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı gençler, Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider, topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var ki bir süre sonra, bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan İngiliz gençlerinin artık modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da oynadıkları futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran hayran seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara sebep oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir tutkuya dönüştürmeye başlıyordu.

Kadıköy ve Fenerbahçesi

İstanbul’un Kadıköy yakası; Allah’ın, yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı bir eşsiz yöre... Tarihlerin henüz 1900 yılına ulaşmadığı İstanbul’da, Kalamış’ıyla

Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si Moda’sı ile adeta bir rüya beldesi... Göz alabildiğine bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip bu yörede, doğanın insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği yıllar...

Ve de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansıyıp dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yıllara doğru aynı şevkle ışık saçacağı günlerin özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı sanki... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri...

"Çubuklu"ya dokunmayın!



"Çubuklu"ya dokunmayın!

Kelimelerin kifayetsiz kalacağı bir sevdayı yazmak haddime değil. Bestelenen şarkılarımızın ilham kaynağı, sevdamızın temel taşı, taraftar olarak olmazsa olmazımız çubuklu formamız...Sarı Lacivert sevdalıları için böylesine önem taşıyan, çubuklu formamızı olur olmaz sebepler yüzünden bizden esirgemeyin. Herhangi bir mecburiyet veya zaruret yoksa, takımlarımızın sahaya çıkacağı forma çubuklu olmalı. Dileyen, keyfine ve zevkine göre istediği formayı alsın, ama unutulmasın “Aslolan çubukludur”. Yetkililerimizin dikkatine!..

Sigara yetmez, Alkole de başlasın...
Geçen hafta medya manşetlerini Güiza’nın sigara haberleri süslemişti. Bu haberlerden sonra oynanan iki maçtada sigara tiryakisi(!) Güiza’nın performansı açıkçası bu habere balıklama atlayanları hayal kırıklığına uğrattı. Acaba diyorum, Güiza birde alkole mi başlasın? Tiryakisi bu kadar koşuyor, hem tiryaki hem alkoliği neler yapmaz?!...

“Sıfır ve Sıfırcı”nın Kerameti..
Ekran başında bir ses, alaycı bir tonla sahadaki dizilişe verip veriştiriyor. Neymiş? “Fenerbahçe bu düzenle sabaha kadar oynasa kazanamazmış!”. Kazansa bile çok zorlanırmış..Oldukça zorlandı Fenerbahçe. Sıfırcı hocanın kehaneti işte. Maç 3-0 bitti. 70 milyon küsur transfer bütçesiyle takviyeler yaptığı takıma nasıl futbol oynattığı dün gibi aklımızda. Üstelik “Sıfır” puanla biten Avrupa macerası, tarihimizde sayın Denizli’nin bonusu olarak yer alırken, bu tarz konuşmalarla kendisini komik duruma düşürüyor. Haberi olsun!..


Eriyen Tribünler..
Özellikle kale arkasındaki tribünlerde göze batan boşluklar, oldukça düşündürücü! Birçok sebep veya etken olabilir. Yönetim-Gfb kavgasından, pahalı bilet politikasına kadar bu etkenleri sıralayabiliriz. Ancak hiçbirisi sorun çözmeyecek. 7 yaşındaki çocukları dahi bilete tabi tutan yönetimin anlayışını düşündükçe sorunun kolay kolay çözüleceği kanaatinde değilim. Madem Şükrü Saracoğlu stadındaki seyirci profilinin değişiminden gurur duyuyoruz, neden bir adım daha ileriye gitmiyoruz? Öğrenim gören, vatani görevini yapan, kalabalık aileye sahip olan veya maddi durumu güllük gülistanlık olmayan Fenerbahçelileri neden düşünmüyoruz? Bu taraftarlarında stadımızda maç izlemesine neden olanak tanımıyoruz? Halkın takımı Fenerbahçe diyorsak, bu durumu muhafaza etmeliyiz..Yoksa bu yarada, boşluklarda büyür gider..!

Üstelik şampiyonluk yarışına bu sezon Beşiktaş ve Trabzonspor’un da iddialı bir şekilde katılmasını düşünürsek, zor geçmesi muhtemel bir sezonda tatsızlıkların ve tatsız görüntülerin bir an önce sona ermesi, takımımız ve camiamız adına hayırlı olacaktır.

Planlı bir gelecek..
Aragones, iki yıl sonra yani sözleşmesinin bitimiyle birlikte emekliye ayrılacağını ve futbolu bırakacağını söylemiş. Ne kadar doğru? Ne kadar yanlış bilinmez. Ancak kulüp olarak artık planlı gelecekler için ciddi hamleler yapma zamanımız geldi, hatta geçiyor.

Önemli olan Aragones, bir geçiş süreci mi? Yoksa günü kurtarması gereken kahraman mı? Bunu ilerleyen günlerde daha net göreceğiz elbette. Temennim ve dileğim, tecrübeli teknik adamın gelecek için kaçınılmaz olan değişimin habercisi olarak burada görev yapıyor olması yönünde. Takımın yaş ortalaması ve Alex gibi önemli bir silahımızın iki sezon sonra ne olacağı soru işaretleri taşırken, bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Alternatiflerimizi, geçen iki sezonda olduğu gibi son dakikalara bırakırsak bugünkü kadar şanslı olmayabiliriz..

Semih Şentürk...
2000-2001 sezonunda başlayan serüveni, bu sezon en parlak dönemini yaşıyor. Bir bakıma Rıdvan Dilmen, Aykut Kocaman ve Oğuz Çetin’den sonra camianın özlemini duyduğu “formasıyla özdeşleşmiş” futbolcu profiline en yakın aday Semih Şentürk. Yedek kalmayı sorun etmemesi, görev aldığı sürelerde elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışması herşeyden önemlisi özverili oyunu ve efendi kişiliği ile taraftarın sevgilisi olmayı başardı. Gördüğü ilgi ise, onun verdikleriyle orantısız. Rüştünü ispat eden Semih, alkışı herkesten biraz daha fazla hak ediyor...

Efsane futbolcular listesine emin adımlarla ilerleyn oyuncumuzu kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Umarım, “Fenerbahçeli Semih” olarak doğduğu bu topraklarda, ilelebet “Fenerbahçeli Semih” olarak kalır..

Sözün bittiği yerde başlar bizim sevdamız! Umutsuz ve sevdasız kalmayın...

Saygılar
Murat Kılıç

Kova Kaleci - Büyük Kaleci



Büyük Kaleci - Kova Kaleci

Kaleci yalnız adamdır. Kalecilik zordur. Maç içinde onlarca top kurtarırsınız, bir tane hata yaparsınız sizden kötüsü olmaz. Futboldaki mevkilerin en edebisidir.

Peter Handke`nin "Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi" adlı romanını herkes bilir...

Filozof-yazar Albert Camus da bir kalecidir mesela. "Ben ahlâk ve yükümlülük üzerine bildiklerimi futbola borçluyum" diyerek kaleciliği bir anlamda kutsamıştır.

Futbolda sadece büyük golcüler, maestrolar hatırlanmaz. Futbolseverlerin beyinlerine kazınmış "büyük kaleciler" de vardır. Lev Yasin, Sepp Maier, Dino Zoff da Pele, Beckenbauer, Cruyff, Maradona, Platini gibi futbol tarihine geçmişlerdir.

Ancak genelde kötü golcüler, kötü orta saha oyuncuları pek hatırlanmazken, kötü kaleciler hafızalardan silinmez. Futbolseverler "büyük kaleciler" yanında, "kova kaleciler" de her daim hatırlanır. Bunların başında bir dönem bizde de oynayan Yaşar gelir. Adıyla sanıyla Yaşar Duran deyin pek kimse hatırlamaz ama, "kova Yaşar" dediğinizde yaşı da müsait olanların yüzünde hemen bir gülümseme belirir.

Şu an bizim kalemizde Volkan Demirel var. 2002-2003 sezonunda Kartalspor`dan transfer etmişiz. Fenerbahçe`deki ilk resmi maçına, 26 Nisan 2003`de Fenerbahçe - Samsunspor karşılaşmasıyla çıkmış. 27 Ekim 1981`de Fatih`te doğmuş. Yani artık 27 yaşında, kaleciliğinin olgunlaşma döneminde.

Acaba öyle mi?

Volkan için eski teknik direktörümüz Daum, "Onu kalede görünce dehşete kapılıyorum" demişti. Hepimiz kızmıştık genç bir futbolcu için söylediklerine. Şimdi düşünüyorum da ne kadar öngörülü bir hocaymış Daum... Şu an milyonlarca Fenerbahçelinin yaşadığı dehşeti ta o zamanlar görmüş, hissetmiş.

Bir çok maç ve en önemlisi avucumuzdaki bir şampiyonluğu kaybettik biz Volkan`la... Yaşadığımız dehşetin sebebi, bize yıllardır yaşattığı kabus dolu maçlardır. Geri pasları ıskalaması, stoperlerin tepesine binip yediği gollerle şampiyonlukları rakiplere hediye etmesi. Takımın, Avrupa maçlarında durup dururken yediği gollerle hemen her maça 1-0, 2-0 geride başlaması.

Volkan`ın kötü kaleciliğinin yanında başka bir sevimsizliği de, kendisine tepki gösteren taraftarlara dayılanması. 100 yılımızda Antalyaspor maçından sonra taraftarlara küfür etmesinden sonra kızağa çekilmişti. Akıllandığını sanmıştık.

Ancak kalede yaptığı hatalardan ders almayıp, sürekli aynı hataları tekrarlaması gibi, taraftara olan davranışlarında da bir değişiklik yok. Dünkü Porto maçından sonra el-kol hareketleriyle taraftara yine dayılanmış hazret...

Bence Volkan da bir "kova kaleci" ancak, yıllar sonra onu "Kova Yaşar" gibi gülümseyerek değil, yüzümüzü ekşiterek anacağız galiba. Çünkü bir sporcu da olması gereken bazı özellikler maalesef eksik Volkan`da...

Yönetimin, artık büyük paralar ödeyerek santrafor almak yerine, büyük paralar harcayarak gerçek bir kaleci almasının zamanı geldi. Çünkü bizim forvette değil tek başına Guiza, Van Nistelrooy, Thierry Henry, Drogba hep beraber oynasalar, Volkan`ın yediği golleri çıkaramazlar.

"Fenerbahçe kalesinde Türk kaleci oynar" ilkesinin yıkılması belki acı olacak ama yıllardır yaşadığımız bu "dehşete" dur demenin vakti geldi artık...

Bülent Gündüz

Seçim rüzgarı erken esmeye başladı



Seçim rüzgarı erken esmeye başladı...

Fenerbahçe`de kongre yaklaştıkça camia`da doğal olarak kulisler başlar. Geçmiş yılların aksine bu kongre, büyük sürpriz olmaz ise tek adaylı geçmeyecek. Adayların çok olması, gerek demokrasi gerekse kulüp açısından önemlidir. Rekabetin olduğu yerlerde hizmet ve verim artar. Kongreye 3-4 ay kala kongre çalışmalarının başlamış olması erken sayılmakla birlikte sürpriz değil.

Ancak ilk sinyaller kongrenin özlemini duyduğumuz centilmen, iyi niyetli ve cağdaş bir ortamda olamayacağını gösteriyor. Bel altı vuruşların olduğu, kulübün yönetim şekli ile alakası olmayan çamur at izi kalsın mantığı güdülen politikaların olacağını görmek üzüntü verici. Fenerbahçe 15 senedir bir atılımın içinde. Kulübün geldiği nokta tüm Fenerbahçeliler için iftihar vesilesidir.

Bu gelişmelerden sonra doğal olarak kongrelerde, daha çağdaş, daha medeni bir anlayış bekliyor camia ancak görülen o ki 80`li yıllarda kalmış eski, çağdışı anlayış geri getirilmeye çalışılıyor. Fenerbahçe camiası artık bunları aşmalı ve çağa ayak uydurarak medeni ve uygar bir kongre yapmalıdır. Söylenecekler medya üzerinden değil Fenerbahçe`nin ilgili kurullarında dile getirilmelidir. Eleştirilerin yapılacağı yerlerden biride Divan kongresidir.

Buraya gelen her Divan Kurulu üyesinin düşüncelerini Divan Kongresinde dile getirmesi en doğal hakkıdır. Bunu yaparken de uslup ve saygı korunmalıdır. Bir takım çevrelerce gündeme getirilen villa konusu Divan Kongre`sine taşındı. Bir suistimal var ise, bu ortaya konur gerekli şikayetler yapılır. Ancak ispat edilmiş bir suistimal yok ise bunun üzerine yıpratma politikası yapmak son derece ayıptır.

Başkan Aziz Yıldırım`ın icraatlerinde elbette ki hataları olmuştur. İcraatin olduğu yerde hata her zaman vardır. Bu konuda eleştiri yapılır. Ancak Başkan Aziz Yıldırım`a villalar üzerinde çamur atmaya çalışmak insafsızlıktır ve ayıptır. Aziz Yıldırım her konuda eleştirilebilir ancak kulüp üzerinden menfaat sağladığını ima etmek komik ötesidir. Bunun yanında Başkanımızın transferdeki başarı yüzdesi yüksek olmasına rağmen hatalar tabii ki yapılmıştır. Bunun dışında tribün politikalarında yapılan yanlış ve haksız uygulamalar devam etmektedir. Kimse hatasız değildir ve hatasız olması da beklenmemelidir.

Mayıs ayındaki kongrede mevcut başkan ve Yönetim Kurulundan daha iyi yapacaklarına inananlar, adaylıklarını açıklamalı ve göreve talip olmalıdırlar. Bunu yapanlar da düşman gibi görülmemelidir. Bu bir hizmet yarışıdır ve Fenerbahçe menfaatini önde tutan herkes Fenerbahçelidir. Üye olan herkesin aday olma hakkı vardır. Bu hizmete aday olacaklardan bir beklenti vardır, o da medeni, çağdaş bir kongre sürecine katkıda bulunmalarıdır.

Unutulmamalıdır ki Fenerbahçe, futbol başta olmak üzere bir çok dalda mücadele etmektedir. Kimsenin bu süreç zarfında takımlarımıza zarar verme hakkı yoktur. Herkes sorumluluğun bilincinde olmalıdır. Kimse Fenerbahçe`nin sahibi değildir. Fenerbahçe`nin tek sahibi vardır o da Fenerbahçe taraftarıdır.

Metin Şen